<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9" ?> 
<rss version="2.0">
<channel>
<title>Kişisel Ögreti Blogu - Kişisel Gelişim - Yakup ÇETİN </title>
<link>http://www.kisiselogreti.com</link>
<language>tr-TR</language>
<item><title>Msn Msnger ile siteden görüşme(Canli Destek Hatti)</title><link>http://www.kisiselogreti.com/blog.asp?id=511</link><description><![CDATA[<IMG style="WIDTH: 181px; HEIGHT: 187px" height=650 src="http://www.yayiniletisim.com/resimler/remository/1msn.jpg" width=700 align=left>&nbsp;<STRONG>Live Messenger</STRONG>'in kullanicilara tanidigi yeni özellikler sayesinde, web sitenize ekleyeceginiz HTML kodlariyla, sitenizi ziyaret edenler ile anlik konusma imkanina sahip olabiliyorsunuz. 
<P>Bu özelligi kullanabilmek için bir MSN hesabina sahip olmaniz yeterli</P>
<P>Web sitenizde online destek özelligini kullanmak için <A href="http://settings.messenger.live.com/Applications/WebSettings.aspx?" target="'_blank'" rel=nofollow><FONT color=#0000ff><U>buradan</U></FONT></A> giris yaparak aktiflestirin.</P>
<P>Size sunulan 3 seçenekten birini seçin .</P>
<P>Sonra <STRONG>HTML olustur</STRONG> seçenegi ile kodu alip sitenizde istediginiz yere yerlestirin.</P>
<P>Bu kadar.</P>
<P>Bu olay Sitemizde Sol Blokda görünen Msn simgesi gibidir. Tıklayınca Msn oturumum&nbsp; açıkken misafir oalrak benle msnde konuşabilirsiniz.</P>]]></description><pubDate>3/15/2009</pubDate></item><item><title>Msn için yazdıgım Nicklerim.</title><link>http://www.kisiselogreti.com/blog.asp?id=510</link><description><![CDATA[<UL>
<LI><SPAN class=status_text>Gönül bir akarsu, Yol buldumu yolundan yoksa yolunu aça aça yol alır.</SPAN></LI>
<LI><SPAN class=status_text>Sevgi Saygı bitti ise Ömür gitti ise. Arkaya Dönüp bakmaya gerek yok.</SPAN></LI></UL>]]></description><pubDate>3/10/2009</pubDate></item><item><title>İş yaşamında ‘bağışlama, sevgi, vicdan ve ruh temizliği’</title><link>http://www.kisiselogreti.com/blog.asp?id=509</link><description><![CDATA[<P><IMG class=alignleft alt="" src="http://www.kendinigelistir.com/resimler/isteanlasalim.gif">İnsanlar yaşamlarında ve işlerinde anlam bulmayı öncelikleri arasına yerleştirirken maneviyat ve pozitivizm gibi kavramlar önem kazanmaya başladı. Bağışlama, sevgi, vicdan, ruh temizliği gibi kavramlar da iş yaşamına giriyor.<SPAN id=more-812></SPAN></P>
<P>Son yıllarda yönetim danışmanlarından işletme profesörlerine, eğiticilerden iş yaşamı yazarlarına kadar birçok alandan çok sayıda insan “işyerinde pozitif yaklaşım”dan söz etmeye başladı. Araştırma sonuçları birbiri ardına yayımlanıyor: “Atandıkları değil, en iyi oldukları alanda çalışmalarına izin verilen kişiler, bir buçuk kat daha fazla üretken oluyor”. “Güçlü yönleri takdir edilen çalışanların kuruma bağlılıkları ve katkıları, eksik tarafları eleştirilenlerden daha fazla”. “Bazı elemanlarının eksikliklerini kapatmak, onları çalışmaya zorlamak yerine, en iyi performans gösteren çalışanlarıyla omuz omuza olan yöneticiler, verimliliklerini katlıyor”. “Becerileri hakkında kendilerine olumlu geribildirim verilen öğrenciler, daha az devamsızlık yapıyor, daha yüksek ortalamalar getiriyor”. “İnsanların iyi olduğu, doğru yaptıkları şeyleri tespit edip, onlar üzerine yatırım yapmak, eksikliklerini tamamlamaya, yanlışlarını düzeltmeye çalışmaktan daha iyi sonuçlar veriyor”.<BR>2000’den sonra daha hızlı olmak üzere, son yirmi yıldır, başarıya ve iyi yönlere odaklanma dışında tinsel olmak, bağışlama, sevgi, vicdan, ruh temizliği gibi kavramlar da iş yaşamına giriyor, hem de araştırma sonuçlarıyla, CEO’ların sözleriyle, yani kanıtlarıyla. Önemli olan bir başka gelişme de bu kavramların, kişilere değil kurumlara yakıştırılıyor olması.</P>
<P>PSİKOLOJİNİN TEKELİ<BR>Yüzyıllar boyunca, iyi taraflara odaklanmayı ve olumlu bakış açısını savunan düşünürler, yazarlar oldu. Dini kitaplar, düşüncenin gücünden, iyilik dilemekten bahsetti. Ancak bu düşüncelerin iş yaşamına uygulamasının bir araya getirilmesi, organize biçimde sunulması 1980’lerin ikinci yarısını buluyor. O yıllarda“Pozitif Yönetim” adlı kitaplara ve David Cooperrider tarafından geliştirilen ve bugün değişim yönetiminde yaygın olarak kullanılan “Olumlu/Kadrini Bilerek Sorgulama” metoduna rastlıyoruz.<BR>Pensilvanya Üniveritsitesi’nden Prof. Martin Seligman’ın Amerikan Psikoloji Derneği Başkanı’yken 1998 yılında adını koyduğu Pozitif Psikoloji hareketi, bu yolda önemli bir basamak oldu. Psikologların dikkatini insanların sorunlarına değil, onları mutlu eden şeylere, olumlu düşünme biçimlerine, hoşgörü ve neşeye yöneltmeye başladı.<BR>Pozitif Psikoloji ekolünün kuzeni Pozitif Organizasyonel Çalışmalar Akademisi (POS-Pozitif Organisational Scholarship) de birkaç yıl sonra Michigan Üniversitesi’nde doğdu. POS, ‘pozitif’i psikolojinin tekelinden aldı, işletme ve yönetim çalışma alanlarıyla tanıştırdı. Michigan Üniversitesi’nden Kim Cameron, Jane Dutton ve Bob Quinn liderliğinde kurulan ve 2003&#8242;te yayımladıkları bir kitapla resmiyet kazanan bu yeni disiplin, personeli güçlendiren, dayanıklılığını artıran, tedavi eden; kişisel ve kurumsal performansı olağanüstü biçimde artıran, çalışanların en iyi tarafını ortaya çıkaran ortamları ve liderleri inceliyor. POS, sadece psikoloji ve organizasyonel davranış çalışmalarından değil, sosyoloji, antropoloji ve sosyal hizmetler dallarından yararlanıyor.<BR>DEĞİŞİM YÖNETİMİ<BR>Sürekli “değişim” ve “yeniden yapılanma” içinde olmayan kurum neredeyse yok denecek kadar az. Pozitif Yönetim ekolü, “değişim”e de farklı bir bakış açısı getiriyor. Geleneksel olarak, problemlere, engellere, eksikliklere odaklanan kurumsal değişim kampanyalarının yerine, “Burada neler iyi işliyor?” diye sorarak başlanan yaklaşımı tavsiye ediyor.<BR>Sorularımızı yanıtlayan Prof. Kim Cameron, “Enkaz devralma”, “beyaz sayfa açma” gibi geçmişi kötüleyen ya da yok sayan söylemleri reddediyor: “Geçmişten parçalar taşıyarak belirsiz geleceğe doğru gitmek personel için daha rahatlatıcıdır. Her kurumda mutlaka iyi giden -kutlanmayı hak eden- bir şeyler vardır.”</P>
<P>“KADINSI” ÖZELLİKLER ARANIYOR<BR>Değişimler sadece teknoloji, verimlilik, yeni ürünler, yeni dağıtım kanalları gibi maddi konularla sınırlı değil. İnsanlar yaşamlarında ve işlerinde anlam bulmayı öncelikleri arasına yerleştirdi. Müşteriler topluma somut yararları da olan şirketleri tercih etmeye başladı. Dünyanın unuttuğumuz bölgelerinde yaşayan insanların sıkıntılarının artık görmezden gelinemeyeceği, olan bitenin herkesin geleceğini etkilediği apaçık ortada… Bütün bu değişimler -yani aslında bir tür olgunlaşma- sayesinde de maneviyat, vicdan, pozitivizm gibi kavramlar önem kazanıyor.<BR>Michigan Üniversitesi Pozitif Yönetim ekolünden yetişmiş Barbara Heyn, maneviyatın ofislerdeki şeklini duyarlı davranışlar, iyi bir algılama kabiliyeti, fırsatlara açık olmak, doğruyu yanlıştan ayırabilme, içgüdüleriyle karar verebilme, insancıllık, tutku, vakar olarak açıklıyor. Heyn’e göre yöneticilerde “kadınsı” özellikler aranıyor artık.</P>
<P>OLUMLU SORGULAMA METODU<BR>Bir kurum ya da kişi problemlerine odaklanır, kendini bu yönde sorgularsa, kendinde sürekli problemler bulur. Kendi varlıklarını, değerlerini, olumlu yönlerini ararsa da bunları fark eder ve ileri götürür. İşte Olumlu/Kadrini Bilerek Sorgulama (Appreciative Inquiry - AI) denen metot bunu temel alıyor.<BR>Appreciation kelimesi değer vermek, kadirini bilmek, diğerlerinin iyi yönlerini ortaya çıkarmak demek. Inquiry ise sistematik analiz yapmak, üzerinde çalışmak, keşife açık olmak anlamında kullanılıyor. İkisi bir arada kullanılınca “olumlu yönde değişim” metodunu tanımlıyor. Bu yöntemin babası, Case Western Reserve Üniversitesi’nden Prof. David Cooperrider, araştırmalarında katılımcılarına doğrular, daha iyi olma, olasılıklar ve potansiyeller üzerine sorular yönelttiklerinde, organizasyonlarda olumlu yönde değişimin hızlandığını gözlediğini söylüyor.<BR>Araştırmalara göre, kullanılan dil performansı etkiliyor, insanlar sorulan sorular yönünde hareket ediyor. Çalışan memnuniyeti anketlerinde, personeline “İyi yönlerimizi daha iyi nasıl yaparız” çerçevesinde sorular yönelten şirketlerde, pozitif enerji artarak yayılıyor.</P>
<P>AI YÖNTEMİNİN VARSAYIMLARI<BR>• Her kişinin hayatında, kurumda ya da toplumda iyi giden şeyler vardır.<BR>• Odaklandığımız şey gerçeğe dönüşür.<BR>• Gerçek o ana bağlı olarak yaratılır ve birçok gerçeğin var olması mümkündür.<BR>• Sorularınızın yönü, kurumun, grubun yönünü belirler.<BR>• Kişiler geçmişten/bilinenden izler taşıyarak geleceğe/bilinmeyene daha güvenli gider.<BR>• Geçmişten taşıdıklarımız, geçmişimizin en iyi anları olmalı.<BR>• Farklılıklara değer vermek gerekir.<BR>• Kullandığımız dil, kendi gerçeğimizi yaratır.</P>
<BLOCKQUOTE>
<P>Kaynak: The Thin Book of Appreciative Inquiry<BR>http://www.insankaynaklari.com</P></BLOCKQUOTE>]]></description><pubDate>3/1/2009</pubDate></item><item><title>Tek kişilik ordu olmak için!</title><link>http://www.kisiselogreti.com/blog.asp?id=508</link><description><![CDATA[<P><IMG class=alignleft style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; FLOAT: left; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; MARGIN: 0px; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" height=122 alt="Tek kişilik ordu!" src="http://www.kendinigelistir.com/resimler/beyinsema.gif" width=150>Yılbaşının ertesi günüydü. Gündüz televizyonum açıktı. CNNTÜRK kanalında akşam programıyla ilgili reklam vardı. 5N 1K adlı programda saat 20.00&#8242;de Tema Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca ve Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın olacağını anons ediyordu. Bu iki kişiyi de tanıyorum. Kişisel olarak tanımıyorum. Medya dünyasından tanıyorum. Yaptıklarını çok beğeniyorum. Akşam saati televizyonun karşısına oturdum.<SPAN id=more-811></SPAN>&nbsp;Zevkle programı izledim. İnanılmaz tatlı iki ihtiyar. Zaten kendilerine çılgın ihtiyarlar ismini takmışlar. Hayrettin Karaca 87, Muazzez İlmiye Çığ ise 95 yaşında imiş. Yılbaşından önceki hafta yaptıkları protesto ile ilgili olayı anlattılar. Gazetede okudukları bir habere karşı görüşlerini belirtmek için battaniyelerini almışlar, gerekli yerlerden izinlerini de almışlar, Büyük Millet Meclisinin önünde iki kişilik eylem yapmak üzere İstanbul’dan Ankara’ya gitmişler. Oturma eylemini yapmışlar ve gelmişler. Bunda ne var diyeceksiniz. Türkiye’de insanlar 50’li yaşlarda her şeyden ellerini eteklerini çekerlerken biri 87, diğeri&nbsp; 95 yaşında iki&nbsp; ihtiyar hala Türkiye’de gündem oluşturuyorlar. Mutlaka bazı sağlık sorunları vardır ama kendilerini dinleyip bugün şuram ağrıyor diye kendilerini dünyaya kapatmıyorlar.</P>
<P>Hayatımızın her safhasında sağlık sorunlarımız vardır. Yediklerimizin hormonlu oluşundan, doğal beslenmediğimizden daha genç yaşlardan itibaren bir sürü sağlık sorunları yaşanıyor. Ya da ben bunun için ya da şunun için daha çok gencim, şunun için yaşlıyım demek doğru değil. Hepimizin her yaşta yapabileceği işler var. Bunu sadece eylemlere katılmak anlamında yazmıyorum. İllaki bir şeyleri protesto etmek gerekmiyor. Ama çevremizdeki olaylarla ilgilenmemiz gerekli diye düşünüyorum. Özellikle gençlere sesleniyorum ortaokul ve lise çağlarında ülkede olup bitenle ilgilenme zamanı gelmiştir. Hiç değilse günde bir tane gazete okumalısınız. Bunun derslerinizi engelleyeceğini asla düşünmeyin. Ama sakın her okuduğunuz haberi protesto edeceğim diye sokaklara çıkmayın :)</P>
<P>Hayrettin Karaca ve Muazzez İlmiye Çığ iki kişiler ama onlar aslında bir ordular. Çünkü toplumun inandığı ve güvendiği insanlar olmak için bir ömür boyu çalışmışlar. Gençler şimdi sizler için okumak zamanı. Dağarcığınıza bilgi biriktirme zamanınız. Bir gün gelir sizler de tek kişilik ordu olabilirsiniz. Ama şimdiden okumaya başlamalısınız…</P>
<P>Sevgiler<BR>Tülay Bilin</P>]]></description><pubDate>3/1/2009</pubDate></item><item><title>Kendin olmak!</title><link>http://www.kisiselogreti.com/blog.asp?id=507</link><description><![CDATA[<DIV class=__feedview__feedItemBody>
<P><IMG class=alignleft style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; FLOAT: left; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; MARGIN: 0px; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" height=122 alt="Kendin olmak!" src="http://www.kendinigelistir.com/resimler/isdeyaratici.gif" width=150>Başkalarının hayatlarını gözlemlemek bizi ileri taşıyorsa bu harika bir duygu. Bizi motive edip içimizdeki enerjiyi dışarı çıkarmamıza yarıyorsa güzel de, kıskanmamızı sağlıyor ve hiç bir şey yapmadan sadece onun gibi olmak istiyorsak hiç de güzel değildir.</P>
<P>Başkalarını taklit etmek hep onlar gibi olmayı deniyorsak kendimizden uzaklaşıyoruz demektir. Bir şeyin daima aslı değerlidir. <SPAN id=more-809></SPAN>Kopyası geçici bir süre için değer kazanabilir ama aslı gibi olmaz. Kendimiz olmaya çalışmalıyız. Kendimiz olduğumuzda özgüvenimiz tam olur. Herkes tarafından takdir edilir ve seviliriz. Aşağıdaki hikaye de buna bir örnektir. Sizi hikaye ile baş başa bırakıyorum. İyi okumalar…..</P>
<P>“Evvel zaman içinde, Mogo adında bir fakir Japon vardı. Mogo kendi halinde bir taşçı idi. Zavallıcık hayatını kazanmak için güneşin doğuşundan batışına kadar, yağmur demez, fırtına demez, güneş demez boyuna taş kırardı.</P>
<P>Doğrusu işi çok güçtü ama yine de Mogo’nun pek o kadar hayatından şikâyetçi olmaması lâzımdı. Çünkü babası, büyükbabası hep taşçıydılar. Daha iyi bir hayat görmeyen Mogo da taşçılığı seve seve yapmalıydı. Mogo, genç ve iri yapılıydı, hastalık nedir bilmezdi, sabahtan akşama kadar çalışması, karnını doyuracak kadar pirinç almasına yetiyordu.</P>
<P>Bu yüzden birçok arkadaşı onu kıskanıyorlardı bile. Çünkü Mogo çalışma zamanında çalışıyor, dinlenme zamanı gelince de babasından kalma evine çekilip, dünyanın bütün kötülüklerine arkasını dönerek rahatına bakıyordu.<BR>Bütün bunlara rağmen Mogo hayatından memnun değildi. Zenginlik ve büyüklük sevdası içini kemiriyor, zaman zaman bir asilzade olarak doğmadığına üzülüyordu. Bütün boş zamanlarında kendi kendine halinden şikâyet eder, kendisini daha iyi bir seviyeye ulaştırması için Tanrı’ya yalvarırdı. Bu hal bir gün değil, beş gün değil, aylarca, yıllarca devam etti. Tanrı, Mogo’nun hangi seviyeye gelirse gelsin, daima daha ötesini isteyecek bir yaratılışta olduğunu biliyordu. Bununla beraber ona ders vermek için bütün isteklerini yerine getirmeye karar verdi.</P>
<P>Yine sıcak bir gündü. Mogo yolun kenarında, kan ter içinde taş kırıyordu. Bir ara yoruldu ve kazmasının sapına dayanarak dinlenmeye başladı. O sırada yolun öbür ucundan bir toz bulutu yükseldi. Aynı zamanda kulağına sürekli gürültüler gelmeye başladı.</P>
<P>Toz bulutu yaklaştığı zaman, Mogo, tozların arasında son derece süslü üniformalar giyinmiş süvariler görmeye başladı. Birçok süvarinin arasında ise her tarafı altın, gümüş ve kıymetli taşlarla işlemeli bir tahtırevan geliyordu. Tahtırevanda bir prens vardı. Mogo artık dayanamadı:</P>
<P>- Ey Tanrım, neden ben de bir prens değilim, diye söylendi.<BR>Bunun üzerine Tanrı:<BR>- Peki, dedi, madem ki prens olmak istiyorsun, o halde ol!</P>
<P>Mogo daha ne olduğunu anlamadan kendisini prens haline gelmiş buldu. Sayısız uşakları, askerleri, atları, arabaları, sarayı ve pırıl pırıl işlemeli bir sürü elbisesi vardı. Ama onun asıl hoşuna giden şey, ahalinin kendisine gösterdiği hürmetti. Sokağa çıktığı zaman herkes karşısında iki büklüm eğiliyor, hele eski arkadaşları onu görünce yerlere kapanıyorlardı. Bunlardan çok hoşlandığı için Mogo her gün sokağa çıkıyordu.</P>
<P>Bu hal uzun müddet Mogo’yu eğlendirdi. Fakat aradan zaman geçince yine düşünmeye başladı. Dünyada kendisinden üstün durumda bulunan birçok prens, birçok kral ve en nihayet de kendi imparatorları Mikado vardı. Düşündü ki, Mikado bile olsa kendisinden üstün başka bir şey daima mevcut olacaktır. Bunun üzerine güneşin, her şeyden üstün olduğu aklına geldi. Şüphesiz ki o, bütün kralların, Mikado’nun, her şeyin üstündeydi. Dünyayı ısıtan, hayat veren tek varlık güneşti. O halde en iyisi güneş olmaktı. Mogo böyle düşününce:</P>
<P>- Ey Tanrım, dedi, beni prens yapacağına güneş yapsan olmaz mıydı?<BR>- Güneş mi olmak istiyorsun, dedi Tanrı, öyleyse ol!</P>
<P>Ve Mogo bir anda güneş oldu. Doğrusu gökyüzündeki saltanatının keyfine diyecek yoktu. Dünyaya istediği gibi sıcaklık dağıtıyor, ekinleri, meyvaları olgunlaştırıyor, insanları ısıtıyordu. Mogo aylarca güneş olmanın keyfini sürdü, sonra günlerden bir gün, uzaklarda bir siyah nokta gördü. Bu nokta gitgide büyüdü büyüdü ve simsiyah bir leke gibi kendi ışıklarını önlemeye başladı. Bu, buluttu. Mogo ne yaptıysa onu yenemedi. Nihayet bulutlar güneşin her tarafını kapladı ve şiddetli bir fırtına başladı. Bunun üzerine Mogo:</P>
<P>- Ey Tanrım, diye bağırdı, bulut güneşten daha kuvvetli, ben bulut olmak istiyorum.<BR>Tanrı kısaca:<BR>- Ol! dedi.</P>
<P>Ve Mogo bulut oldu. Güneşten daha kuvvetli olmak demek artık kâinatta her şeyin üstünde olmak demekti. Bunu düşünmek zavallı Mogo’yu büsbütün deli etti. Sevincinden ne yapacağını bilemiyordu. Mogo, güneşi istediği zaman ve istediği yerde kapatabildiği için bunun tadını bol bol çıkarmak istedi. Tarihin hiçbir devrinde Japonya o kadar fırtına, o kadar tayfun ve kasırga görmemişti. Kara ve denizdeki felâketlerin haddi hesabı yoktu. Ama Mogo bütün bunları güneşe karşı kazanılmış bir zafer sayıyor ve gittikçe zulmünü arttırıyordu.</P>
<P>Bu sırada bir gün, Mogo gökyüzünde dolaşıp dururken okyanusun kıyısında âbide gibi dikilmiş muazzam bir kayalık gördü. Granit bir sütun olan kayalığın binlerce seneden beri mevcut olduğu ve tabiatın her türlü olayına göğüs gerip hiçbirinden müteessir olmadığı aşikârdı. Zamanın ve tabiatın bütün tesirlerine karşı koyan bu muazzam kayalık, nihayet Mogo’nun gözüne çarpmıştı. Mogo onun bu haşmetli halini görünce ne yapıp yapıp yerinden sökmeyi ve denize fırlatarak dalgaların arasında yok etmeyi kararlaştırdı.</P>
<P>Çıkan fırtınada sade gök değil, yer de karmakarışık oldu. Kayanın kıyısında bulunduğu denizde dağlar gibi dalgalar yükseliyor, fakat bütün dalgalar granit kayanın eteklerine çarptığı zaman parçalanıp kayboluyordu. Fırtına üç gün üç gece devam etti. Fırtınanın arkasından şiddetli bir kasırga, onun arkasından bir siklon çıktı. Artık evler yıkılıyor, ağaçlar kökünden çıkıyor, nehirler taşıyordu. Ama aradan bir hafta geçip de fırtına dindiği zaman, kayanın yine eski haliyle, okyanusun kıyısında durduğunu gördü. Mogo hırsından küplere biniyordu. Demek ki bu kaya kendisinden daha kuvvetliydi. Hırsla:</P>
<P>- Tanrım, diye bağırdı, kaya benden daha kuvvetli, ben kaya olmak istiyorum.<BR>- Ol! dedi Tanrı.</P>
<P>Ve Mogo okyanusun kıyısında muazzam bir kaya haline geldi. Artık ona ne güneş, ne bulut, ne fırtına hiçbir şey tesir etmiyordu. Artık kâinattaki bütün varlıkların üstündeydi.</P>
<P>Bir sabah, bir tarafını bir şey sokmuş gibi bir acıyla uyandı. Evet, hakikaten bir yerine bir şey batıyor gibiydi. Sonra vücudundan bir parça et koparmışlar gibi bir acı duydu. Sonra kendisine vurduklarını hissetti. Evet, muntazam aralıklarla durmadan vuruyor, vuruyorlardı. Her vuruşta aynı acıyı duyuyor, her vuruşta vücudundan bir şeyler kopmuş gibi oluyordu. Bu hal saatlerce devam etti, Mogo saatlerce tahammül etti, sesini çıkarmadı ama sonra öyle bir an geldi ki birden kuvveti kesilir gibi oldu, yerinde sallanmaya başladığını farketti. Bunun üzerine:</P>
<P>- Tanrım, diye bağırdı. Bana kayadan daha kuvvetli biri hücum ediyor. Ben o olmak istiyorum.<BR>Tanrı:<BR>- Ol! dedi.</P>
<P>Ve Mogo tekrar taşçı oldu.”</P>
<P>Sevgiler<BR>Tülay Bilin</P></DIV>
<P>&nbsp;</P>]]></description><pubDate>3/1/2009</pubDate></item><item><title>Yaşam Amacınızı Keşfedin!</title><link>http://www.kisiselogreti.com/blog.asp?id=506</link><description><![CDATA[<FONT style="FONT-SIZE: 13px" face=Arial><IMG style="BORDER-RIGHT: 1px solid; BORDER-TOP: 1px solid; BORDER-LEFT: 1px solid; BORDER-BOTTOM: 1px solid" height=148 src="http://www.donusumkonagi.net/dkcmp08/makale/News1607.jpg" width=160 align=left border=0>İnsanların en çok kendine sordukları soru 'hayatımla ilgili ne yapmalıyım?' Çoğu insan bu sorunun yanıtını vermekte zorlanabilir. Bu sorunun cevabını başarıyla yanıtlayan ve rüyalarına kavuşanları önerilerine kulak verebilirsiniz. Hayallerinin peşine düşenlerden ilham alabilirsiniz.. <BR><BR><BR>Tutkularınızı keşfetmenin 10 yolu <BR><BR>İç sesinize kulak verin <BR>İsteklerinizi doğru duymanızı sağlar. Sizi mutlu kılacak ve önemli hissetirecek tutkularınız her zaman fısıltı ile gelir. <BR><BR>Bunalımları farkedin <BR>İşiniz angarya veya sıkıcı bir hal mi aldı? Sevdiğiniz şeyler üzerinde harcayabileceğiniz boş zamanınız var mı? Mutluluğunuz için fırsat yaratın. Hissetiklerinizi yapmamak umut dolu bir yaşamın anahtarıdır. <BR><BR>Olanaklar içinde yaşayın <BR>Tutkularınızı gerçekleştirmek için hedeflerinize yakın olun. Yaşamınızdaki patlama ve deprem <BR>size eğlenceyi getirebilir. <BR><BR>Dünyayı takip edin <BR>Yaşamınızdaki en güçlü sesi dinleyin. Amacınızı netleştirmek veya bulmak için aile ve arkadaşlarınızdan tavsiyeler alabilirsiniz. İnancınızı artırarak hayallerinize güvenle ulaşmaya çalışın. <BR><BR>Nasıl biri olmak istrediğinize karar verin <BR>Ne yapmak istediğinizden çok, nasıl biri olmak istediğinizi belirleyin. Bu <BR>seçimlerinizde rehber oluşturacaktır. <a href=blog.asp?id=506>..devamı&gt;&gt;</a>]]></description><pubDate>2/17/2009</pubDate></item><item><title>Elektronik Ev Aletleri Çocukları Nasıl Etkiliyor?</title><link>http://www.kisiselogreti.com/blog.asp?id=505</link><description><![CDATA[<IMG style="BORDER-RIGHT: 1px solid; BORDER-TOP: 1px solid; BORDER-LEFT: 1px solid; BORDER-BOTTOM: 1px solid" height=148 src="http://www.donusumkonagi.net/dkcmp08/makale/News1601.jpg" width=160 align=left border=0><FONT size=2>Suadiye Memorial Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Yıldırım, “Sağlıklı çocukların ancak sağlıklı çevrelerde büyüyebileceğini belirterek, çocuk sağlığı konusunda anne babalara önerilerde bulundu. <BR><BR>Çocuğun sağlığını anne karnında düşünün <BR>Çocuk yaşama anne karnında başlar. Onu koruyan huzurlu, sıcak bu ortamda dahi dış dünyanın zararlı etkilerine maruz kalabilir. Plasenta vasıtasıyla birçok zehirli madde bebek dolaşımına geçip, büyümekte ve gelişmekte olan organlarda kalıcı hasara yol açabilir. Bu nedenle çocuğunu korumak isteyen bir annenin yapacakları daha bebek doğmadan başlar. <BR><BR>Sigara içilen evde büyüyen çocuk daha çok hasta oluyor <BR>Zamanımızın büyük çoğunluğunu geçirdiğimiz ev içi ortam da çocuk sağlığı için tehdit unsuru olabilmektedir. Evlerde kullanılan eşyaların zamanla değişikliğe uğraması, halıların daha çok kullanılmaya başlanması, evde hayvan besleme alışkanlığının artması, pencere ve kapı izolasyonlarının artması, ev içi hava sirkülasyonunu azaltmış, ev tozu akarlarının güncel bir problem halini almasına yol açmıştır. Evde içilen sigara, büyümekte ve gelişmekte olan çocuğun akciğerlerinde, erişkinde olduğundan daha büyük zararlara yol açmaktadır. <BR><BR>Elektronik aletleri kullanırken tekrar düşünün <BR>Teknolojik gelişmelerin yarattığı çevre kirliliği ve buna bağlı ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarını tahmin etmek güçtür. Günlük yaşamda kullandığımız elektronik cihazların tamamı elektromanyetik alan yaratmaktadır. Yüksek gerilim hatlarına yakın yaşayan çocuklarda lösemi sıklığının arttığı gözlenmiştir. Ev içinde kullandığımız elektrikli ve elektronik cihazlarının tümü elektromanyetik alana sahiptir. Televizyonlar için her yönde 3 metrelik korunma alanı sağlanmalıdır. Elektrikli traş makinesi ve saç kurutma makinesi gibi kullanımı zaruri olmayan aletlerin hayatımızdan çıkarılmasında fayda vardır. Teknoloji harikası bilgisayarlar da tehdit unsuru olabilmektedir. Bu açıdan çocukların bilgisayar karşısında geçirdikleri süre kısıtlanmalı, düşük elektrik ve manyetik alanı olan bilgisayarlar tercih edilmelidir. <a href=blog.asp?id=505>..devamı&gt;&gt;</a>]]></description><pubDate>2/17/2009</pubDate></item><item><title>Babasıyla İletişim Kuramayan Çocuklar</title><link>http://www.kisiselogreti.com/blog.asp?id=504</link><description><![CDATA[<IMG style="BORDER-RIGHT: 1px solid; BORDER-TOP: 1px solid; BORDER-LEFT: 1px solid; BORDER-BOTTOM: 1px solid" height=148 src="http://www.donusumkonagi.net/dkcmp08/makale/News1599.jpg" width=160 align=left border=0><FONT size=2>Babalarıyla konuşamayan veya birlikte vakit geçiremeyen çocukların mutsuz ve derslerinde başarısız olduğu belirtiliyor. <BR><BR>ZAMAN - Uzmanlar, babasıyla sağlıklı iletişim kuramayınca içine kapanmayı tercih eden çocukların, ilgi çekebilmek için şiddete başvurduğunu ifade ediyor. Şiddet ve uyumsuzluğu genellikle arkadaş ve okul ortamına da taşıyan çocukların ileriki yaşantısında da ruhsal problemlerle karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekiliyor. <BR><BR>Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Didem Öztop, babaların işten eve geldiğinde yarım saat de olsa çocuklarıyla ilgilenmeleri tavsiyesinde bulunuyor. Sağlıklı fertler yetiştirip topluma kazandırabilmek için sadece annelerin aktif rol almasının yeterli olmadığının altını çizen Öztop, anneye düşen görev kadar babanın da sorumlulukları olduğunu ifade ediyor. <BR><BR>Babaların genellikle iş yoğunluğunu bahane ederek çocuklarıyla ilgilenmekten kaçındığına dikkat çeken Öztop, şöyle konuşuyor: "Babanın eve geldiğinde çocuğa gününün nasıl geçtiğini sorması bile yeterli olabilir. Çocuk kendisine değer verildiğini ve babasının kendisini sevdiğini, ilgilendiğini anlar. Sorumluluk hisseder. Bu olmazsa çocuklar kendilerini işe yaramaz boş bir insan olarak görürler ve ilgi çekebilme adına şiddete ya da başka yanlış davranışlara başvurabilirler. Bu, ilerleyen yaşlarda ciddi ruh bozukluklarını da beraberinde getirir." <a href=blog.asp?id=504>..devamı&gt;&gt;</a>]]></description><pubDate>2/17/2009</pubDate></item><item><title>Aslında “üstün zekalısınız”</title><link>http://www.kisiselogreti.com/blog.asp?id=503</link><description><![CDATA[<P><IMG class=alignleft style="BORDER-TOP-WIDTH: 0pt; BORDER-LEFT-WIDTH: 0pt; FLOAT: left; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0pt; MARGIN: 0px; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0pt" height=122 alt="Üstün Zeka" src="http://www.kendinigelistir.com/resimler/mulakattanonce.gif" width=150>Son bilimsel araştırmalara göre, bireylerin büyük bölümü yeteneklerini küçümsüyor. Aslında sınırsız bir öğrenme ve yaratıcılık yeteneğine sahipsiniz. İnsan beyninin bilinen yeteneklerinin yüzde 95’i son 20 yıl içinde öğrenildi. İşte çağdaş zeka ve beynin doğası üzerine yapılan araştırmalardan çarpıcı sonuçlar. <SPAN id=more-797></SPAN></P>
<P>Çoğumuz geleneksel IQ (Zeka düzeyi) testine dayalı bir zeka konseptiyle büyüdük. IQ testi, Alfred Binet (1857-1911) tarafından bulundu. Binet’in psikolojiye aşırı ilgisi vardı. Özellikle, çocukların akademik potansiyelinin değerlendirilmesinde kültür ve sınıf önyargılarının üstesinden gelmek istiyordu.</P>
<P>Geleneksel IQ konsepti o dönem için devrim sayıldı. Ancak günümüzün araştırmaları bu testin iki önemli zafiyetini ortaya çıkardı. Birincisi, zekanın doğuşda belirlendiği ve değişmez olduğu. Buzan, Machado, Wenger gibi araştırmacılar, eğitimle IQ’nun yükselebileceğini gösterdiler. Nature Dergisi yaptığı bir araştırmada genlerin IQ’ya yüzde 48’den fazla etkili olmadığı sonucuna vardı. Yüzde 52’si doğum öncesinin, çevrenin ve eğitimin bir fonksiyonuydu.</P>
<P>Psikolog Howard Gardner her birimizin en az yedi ölçülebilir zekaya sahip olduğumuzu belirten çoklu zeka teorisini ortaya koydu.<STRONG> Yedi zeka ve her biri için bazı dahi örnekleri şöyle: </STRONG></P>
<P>1. Mantık-Matematik: Stephan Hawking, Isaac Newton, Marie Curie</P>
<P>2. Sözel-Edebi: William Shakespeare, Emily Dickinson, Jorge Luis Borges</P>
<P>3. Mekanik: Michelangelo, Georgia O’Keeffe, Buckminster Fuller</P>
<P>4. Müzik: Mozart, George Gerswin, Ella Fitzgerald</P>
<P>5. Beden-Kinestetik: Morihei Ueshiba, Muhammed Ali, F. M. Alexander</P>
<P>6. İnsanlar arası-Sosyal: Nelson Mandela, Mahatma Gandhi, Kraliçe I. Elizabeth</P>
<P>7. İç dünyası (kendini bilme): Viktor Frankl, Thich Nhat Hanh, Rahibe Teresa</P>
<P>Çağdaş psikolojik araştırmalar beyninizin sandığınızdan çok daha iyi olduğunu ortaya çıkardı. Beyniniz, herhangi bir süper bilgisayardan daha esnek ve daha boyutlu. Hayatınız boyunca, her saniye, saniyede yedi şeyi öğrenebilir ve beyninizde daha çok öğrenecek yeterli yeri bulabilirsiniz. Beyninizi doğru şekilde kullanırsanız yaşlandıkça gelişir. Sınırsız sayıda kromozom bağlantısı yapma kabiliyetine, yani düşünce durumu potansiyeline sahip.</P>
<P>Yavru ördekler hayatta kalmayı annelerini taklit ederek öğrenirler. En iyi modelleri seçmek bizi potansiyelimizin gerçekleşmesine doğru götürür. Örneğin iyi bir lider olmak istiyorsanız Winston Churchill, Abraham Lincoln ya da Kraliçe Elizabeth’i inceleyin.</P>
<P>The Book of Genius’ta (Dahinin Kitabı) Tony Buzan ve Raymond Keene tarihin en büyük dahilerini sıraladılar. Kriterleri şunlardı: Özgünlük, beceriklilik, konusuna hakimiyet, vizyonun evrenselliği, güç ve enerji. <STRONG>Liste şöyle sıralanıyor. </STRONG></P>
<P>1. Leonardo Da Vinci</P>
<P>2. William Shakespeare</P>
<P>3. Mısır piramitlerini inşa edenler</P>
<P>4. Johann Wolfgang von Goethe</P>
<P>5. Michelangelo</P>
<P>6. Sir Isaac Newton</P>
<P>7. Thomas Jefferson</P>
<P>8. Büyük İskender</P>
<P>9. Phidias (Atina’nın mimarı)</P>
<P>10. Albert Einstein</P>
<BLOCKQUOTE>
<P><STRONG>Kaynak :</STRONG> AKILVEZEKA</P></BLOCKQUOTE>]]></description><pubDate>1/29/2009</pubDate></item><item><title>Beden Dili psikolojiye nasıl yansır?</title><link>http://www.kisiselogreti.com/blog.asp?id=502</link><description><![CDATA[<P><IMG class=alignleft style="BORDER-TOP-WIDTH: 0pt; BORDER-LEFT-WIDTH: 0pt; FLOAT: left; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0pt; MARGIN: 0px; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0pt" height=122 alt="Beden Dili" src="http://www.kendinigelistir.com/resimler/zekaa.gif" width=150>Her hareket bir mesaj taşır. Yüz, eller, gözler, bakış, kollar, oturuş, mimik, jest, kıyafet ve makyaj hepsinin bir mesajı vardır. Duygular bedene yansıl yansır? İnsanın psikolojik korunma sınırı beden dilinde kendini nasıl ifade eder? Sözel iletişim beden dili olmadığında neden etkisiz kalır? Beden dili kullanımında kişiliğin, kültürün, cinsiyetin önemi var mıdır? Bu ve benzeri pek çok sorunun cevabını NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi’nden Uzman Psikolog İhsan Öztekin’den aldık.<SPAN id=more-795></SPAN></P>
<P><STRONG>-Beden dili ne zaman devreye girer?</STRONG></P>
<P>Beden dilinde en önemli nokta bilgi akışının sürekli oluşudur. İki ya da daha çok insan bir araya geldiğinde devreye girer. Bu mesajlar karşılıklı olarak gönderilir ve alınır. Gönderdiğimiz mesajlar sürekli olarak karşıdakine ulaşmakta ve hakkımızda kanaat oluşmaktadır. Aynı zamanda bizde karşıdan sürekli mesaj alıyor ve değerlendiriyoruz.<BR>İnsan hayatı boyunca çoğunlukla farkında olmaksızın günlük beden dilini son derece etkili olarak kullanır. Bedenimiz olaylara ve durumlara karşı çok daha fazla kendiliğinden tepkiler verir.</P>
<P><STRONG>-Beden dili bir ifade biçimidir diyebilir miyiz?</STRONG></P>
<P>Tabii ki. Romalı filozof Cicero “ruhun tutkularının ve duyguların beden hareketleri ile ifade edildiğini” söyleyerek bu konuyu incelemeye başlamış. Sağlıklı ve iyi bir iletişim kurmak için beden dilinin ve kelimelerin birlikte, paralel olarak kullanılması gerektiğini görmüş. Beden dilimizle duygu ve düşüncelerimizi ifade etme olanağı buluruz. Örneğin yakamıza taktığımız rozetle mesleğimizi, başımızı sallayarak bir görüşü onaylamadığımızı, dostumuzun elini tutarak onu sevdiğimizi ifade edebiliriz. Ayrıca beden dili ile sözlü iletişimi destekleyip onun akıcılığına katkıda bulunabiliriz.</P>
<P><STRONG>-İnsanların “bana bu kişi güven verdi” dediğinde bu kanaati beden dili mi oluşturmaktadır?</STRONG></P>
<P>İletişim kurduğumuz kişilerle ilgili düşüncelerimizin oluşmasında beden dilinin rolü büyüktür. İlk kez karşılaştığımız ve hiç konuşmadığımız bir kişi için, duruşundan hiç hoşlanmadım deriz. Ya da bakışını hiç sevmedim veya bir görüşte kanım ısındı deriz. Yine ilk görüşte vuruldum, ben onu gördüğüm an işe yaramaz olduğunu anlamıştım gibi değerlendirmeler yaparız. Tüm bunlar o kişi ile gelişecek iletişimimizin temelini oluşturur.<a href=blog.asp?id=502>..devamı&gt;&gt;</a>]]></description><pubDate>1/29/2009</pubDate></item></channel></rss>